Karma ve Samsara arasındaki ilişkiyi bir tür kozmik terazi ya da bitmek bilmeyen bir neden-sonuç zinciri gibi düşünebilirsin. Çoğu insan karmayı sadece “ne ekersen onu biçersin” şeklinde basit bir ödül-ceza sistemi sanıyor ama Samsara bağlamında konu çok daha derin ve katmanlı.
Karma, kelime anlamı olarak “eylem” demek. Ancak bu sadece fiziksel olarak yaptığın işleri değil; zihninden geçen niyetleri, kurduğun cümleleri ve hatta bastırdığın arzuları bile kapsıyor. Samsara döngüsünde seni bir hayattan alıp diğerine fırlatan temel enerji, bu eylemlerin arkasındaki “niyet” (cetana). Yani evren senin ne yaptığından ziyade, o şeyi hangi motivasyonla yaptığına bakıyor. Eğer birine yardım ederken içten içe bir takdir bekliyorsan, bu “bağlayıcı” bir karma yaratıyor. İşte bu bağlayıcılık, seni Samsara çarkına zincirleyen şeyin ta kendisi.
Daha teknik bir ifadeyle, her eylem zihninde bir tohum bırakıyor. Bu tohumlar bazen hemen filizleniyor, bazen de uygun koşulların oluşması için birkaç hayat boyu bekleyebiliyor. Öldüğünde fiziksel bedenin gidiyor ama bu tohumlarla dolu olan “zihin akışın” ya da Hinduizm’deki tabiriyle “ince bedenin” bir sonraki durağına taşınıyor. Hangi rahimde doğacağın, hangi zekâ seviyesine sahip olacağın, hatta karşına çıkacak büyük fırsatlar veya engeller, aslında geçmişteki bu tohumların olgunlaşmış hali oluyor.
Burada kilit nokta şu: Karma sadece “kötü şeyler yaptın, şimdi acı çekeceksin” demek değildir. İyi karma da seni Samsara’da tutar. Örneğin, çok erdemli bir hayat yaşarsın ve bir sonraki hayatında çok zengin, sağlıklı ve huzurlu biri olarak doğarsın. Ancak bu da bir “altın kelepçedir.” Çünkü hala doğum ve ölüm döngüsünün içindesin; hala yaşlanmaya, sevdiklerini kaybetmeye ve eninde sonunda tekrar ölmeye mahkûmsun. Hint öğretilerinde bilgeler bu yüzden sadece kötü karmadan değil, “iyi karmadan” da özgürleşmeyi hedeflerler. Çünkü her ikisi de seni bu bitmek bilmeyen simülasyonda tutan birer yakıttır.
Samsara’yı bir okyanus gibi hayal edersek, karma da bu okyanustaki dalgaları yaratan rüzgârdır. Rüzgâr (arzuların ve niyetlerin) estiği sürece su durulmaz ve sen kıyıya (kurtuluşa) ulaşamazsın. Karma yasası o kadar hassastır ki, bazen “niye benim başıma bunlar geliyor, ben çok iyi biriyim” dediğimiz noktada, aslında farkında olmadığımız ya da geçmişten getirdiğimiz bir “iz” (samskara) devreye giriyordur.
Sonuç olarak karma, Samsara çarkını döndüren dişli çarkların yağı gibidir. Bu döngüden çıkış yolu (Mokşa veya Nirvana), yeni karma yaratmayı durdurmak ve birikmiş olan eski karmaları eritmekten geçer. Yani artık ne ödül ne de ceza bekleyerek hareket etmediğinde, sadece “olması gerektiği için” eylemde bulunduğunda (Karma Yoga), o devasa çark senin için yavaşlamaya ve sonunda durmaya başlar.

